alper's profileBir Şehri DüşlemekPhotosBlogListsMore Tools Help

Bir Şehri Düşlemek

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
..........wrote:
 
Hayırlı Cumalar ve İyi bir hafta sonu geçirmeni dilerim.
 
Aug. 8
No list items have been added yet.
August 18

Aşkın Tanımı

Dün, bir uçurumdu aşk, ateşlere basa yürüyen sevdalıların çığlığı.
Şimdi, bir harami talanıdır aşk; aşkı zerre kadar hissetmeyen köşe adamlarının ve kadınların yazılarındaki "cilalı duygu pazarı!"
Dün, ceplerdeki resimdi aşk, günde yüzlerce kez çıkarılıp bakılan.
Şimdi, cep telefonlarıyla gönderilen ucuz mesajlar...

 

Dün, suyu sevmeyen ateşti aşk.
Bugün, sulu kadınlarla cıvık erkeklerin üzerinde yuvarlandığı buhar banyosu.
Dün, ayrılırken kalbini avuçlayıp sevgilisine veren yürekli insanların gururuydu aşk.
Bugün fiyat etiketini alnına yapıştıran kadınların gururu.
Dün ömür boyu kader ortaklığıydı aşk.
Bugün yap, işlet, devret modeli...

 

Dün, camdan cama konuşan çiçekti aşk.
Bugün alışveriş çeki, hesabını birilerinin ödediği...
Dün Samanyolu'ydu aşk...
Bugün yatak odasının yolu.
Dün onurlu kadınların kavgasıydı aşk.
Şimdi kalbi kasıklarında atan kadınların çağrısı.

 

Dün, "Ya benimsin ya toprağın" konulu, ölümüne tutkuydu aşk.
Bugün, "Önce benim ol, sonra kimi istersen onun" diyenlerin gecelik arzusu.
Dün ucu yakılmış mektuptu aşk.
Bugün hile ile ırzına geçip, cep telefonlarına mesaj göndermek.
Dün, zarif politikacıların dilinde ahenk bulan şiirsel bir dildi aşk.
Şimdi "Hasan almaz basan alır!"
Dün yağmur gözlü atların çektiği faytondu aşk.
Şimdi değerlerimizi kabadayılığa peşkeş çekenlerin kullandığı pahalı cip.

 

Dün, midye kabuğunda iki kişiydi aşk.
Bugün bir yürekte, bilmem kaç kişi...

 

Dün her şeydi aşk.
Bugün hiçbir şey...

Sorular Sorular

Çok yiyip yatanlar, hiç yemeden yatanları düşünür mü acaba?
Hayata borçlarını, geri dönerek ödeyeceklerini bildikleri halde.

 


Vatandaşını koruyamayanlar, zırhlı araçlarla kendilerini korurken, toplumu rahatsız etmekten gocunur mu acaba?
Vicdanların en yanılmaz yargıç olduğunu bildikleri halde.

 


Kendi günahlarını temizlemenin en kolay yolunun, başkalarını suçlamak olduğunu bilenler, herkesin bumerangının kendisine döneceğini düşünür mü acaba?
Suçlunun beraat ettiği yerde, suçlayanların hüküm giydiğini bildikleri halde.

 


Orman yangınında koltuklarını kurtaranlar, "Keneleri yaktık ama..." diye övünmekten utanır mı acaba?

 


İnsanları denek olarak kullanıp onları öldürenler, ölülerin kendilerini ziyaret edeceğini düşünür mü acaba?
"Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" gerçeğini bildikleri halde.

 


Yetimin öksüzün hakkını yiyip, politikacıları arkalarına alan zenginler, Allah'ın adaletinden korkar mı acaba?
Hayatın ölümle terbiye edildiğini bildikleri halde...

 


 


İki omzunda iki şeytan barındıranlar, meleklerinden utanır mı acaba?
Cambazların da bir gün düşeceklerini bildikleri halde.

 


Gömlek değiştirir gibi, ideoloji değiştirenler, satılık ruhlar galerisinde resimlerinin asılmasından utanır mı acaba?
İnsanlık kitabında, ruh satmanın onursuzluk olduklarını bildikleri halde...

 


Haklarında her şeyi bildiğimiz halde. ..
Onlar hala bizleri kandırdıklarını düşünürler mi acaba?
August 09

Kötüler Kazanır

Ne güzel insanlarımız vardı, birer birer yitiriyoruz.
Duygular kayboldu, merhamet bitti.
Düzen iyi insan istemiyor.
Metropollerin dayanılmaz cazibesidir bu. Herkesi çemberine alır.

 

İnsanların öz varlığını tanımlayan duruşlar, el değiştirdi, dil değiştirdi.
Köyden gelenler, ilk zamanlar İstanbul'da sebze satarken, tartıda fazla geleni müşteriye bağışlardı.
Şimdi eksik tartıyorlar.
Şimdi çocuklara bile bozuk mal yediriyorlar.
Şehrin açtığı kapılarda, kurnazlık en geçerli anahtar! En akıllı yatırım!

 

Köylerine dönen insan sayısında da artış var.
İki ayrı varlık, iki ayrı kimlik gibiler.
Gelirken getirdiği saflığını yitirenler, şehirden aldığı zehirle köyüne dönüyor.
Oysa alınan mesafenin dönüşü yok.
Bağlılıklar, bağımlılıkla yer değiştirmiş.

 

Ülkemizdeki azalma ve çoğalmanın sebebi açıktır.
Kötülerin kazandığını duyan, üzerindeki iyilik kırıntılarını bile silkeliyor.
Tanrısı para olanların dünyasında...
Giderek birbirine benziyor herkes.
İyiler mücadeleyi bıraktığı içindir ki...
Kötüler her yerde kazanıyor.
Ha şehirde, ha köyünde...
August 02

Kimse Denemesin

Her yanı ölüm kokan bir ülkede yaşadığınızı unutursunuz. Çocuklarınızı Kuran kursuna gönderirsiniz. Şehrin dışında ücra bir barınak. Böyle bir ortamda gaz kaçırır sorumsuzluk, kızlarınız hocalarını uyarır.
Ruhu aydınlık olmayan insanların yetkili olduğu ülkelerde, patlamalar çocuk oyuncağı... Çocuklarınız ölür...
Aymazlıktan daha tehlikeli terör olur mu!

 

Bir başka adreste, TIR konteynırına doldurulur kaçak işçiler.
Hayvanların nefes alamayacağı ortamda, insanlar ölür.
İnsanlık suçu işlenirken, 13 insan ölüsü, boş araziye atılır.
Sıradan bir haber gibi gelip geçer...

 

Dört yanı katillerle sarılı bir ülkede yaşadığınızı unutursunuz.
İçinizdeki orkestra bir şarkı söyler.
Kendinizi hava almak için sokağa atarsınız.
Sokağın ortasına bomba koyacak ve doğmamış çocukların bile canını alacak sırtlanları da mı görecektiniz. Gösterirler.
Bu ülkede her şey sıradandır.
En ön sıradan yer gösterirler ölüme.
Bombalar patlar, cellatlar perdeyi indirir, film kopar.

 

Filmin başka sahnesinde, canlı bombalar vardır. Başıboş dolaşırlar caddelerde.
Can almalarında sakınca görülmez.
Bu sokak bitirimleri bir gün sizin önüne çıkarlar. Para isterler.
Paranız yoktur veremezsiniz, ya da çocuklarınızın rızkını vermez istemezsiniz.
Alırlar. Canınızı bile alırlar.
Ya da trenden atarlar sizi...
Sizlerden geriye, ardından dualar okunan isimler kalır.

 

Kimse denemesin...
Bu ülkede ölmek çok kolay
July 23

olacağı buydu

Karpuzlarını kuyudan çektikleri suda soğuturdu babalar.
Sıcak ilişkiler vardı, yabancıya bile kanı kaynardı eskilerin.
Mahallelerde günün çaydanlığı herkese kaynardı.
Tek başına mutlu olmaktan utanırdı anneler, yürekleri cami avlusu.
"Allah kimseyi aç bırakmasın" derlerdi, mutfaklarında pişeni komşuya da gönderirlerdi.

 

Harçlığını herkese eşit dağıtırdı hayat.
Kürt şivesiyle simit satan çocuklardan farkı yoktu, Türk çocuklarının.
Kardeşliğin eli tıka basa dolu, insanlar birbirine siperdi.
Bütün mahalle yoksul, bütün yürekler zengin.
İnsanlar büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperdi.

 

Her mahallede bir tiyatro, bir gazino.
Azız Basmacı anası ağlayan memleketi bile güldürürdü.
Zeki Müren bir yandaydı, öte yanda Müzeyyen Senar.
Çarşamba günleri kadınlara matine, gönül gözleri iki dağ gölü.
İnsanlar aşkını bir sır gibi, şarkıların içinde saklardı da...
Herkesin dilinde, "Fikrimin ince gülü."

 

Küçük balıkları denize geri verirdi balıkçılar.
İki palamut tek fiyata, sudan ucuz.
Allah'ın suyunun bir gün parayla satılacağını nereden bilsinler.
Su testisiydi o insanlar, kırıldı.
O yüzden kurak bu ülke.
O yüzden yürekler çorak artık.

 

Dayatılan göçlerin, politik oyunlarla körüklenen öçlerin ülkesi olduktan sonradır ki...
Her şey değişti.
Kadınları gecelere satan beyefendiler.
Çocuklara uyuşturucu satan "itibarlı çakallar memleketi" olduktan sonradır ki...
Eşkıya dünyaya hükümdar oldu.
Televizyonlara, erkek kılığındaki soytarılar, kalbi kasıklarında atan kadınlar dolduğundan beridir ki...
Saçılan tohumlarla, olacağı buydu.

Hakkari de Bu Mevsim

İkisi de bizim topraklarımız, ama felaket bir çelişki var Bodrum'la Hakkari arasında.
Bodrum'da, eğlence şatolarıyla başka gezegenden görüntüler.
Hakkari'de, toprak evleriyle üçüncü dünya şehrinden esintiler.
Bodrum'da, ikinci dubleden sonrasını hatırlamayan kadınların şuh kahkahaları.
Hakkari'de, sütü kesilmiş memelerin suskun çığlıkları.
Bodrum'da Eda Taşpınar diye bir kadın tırnağını kesse haber..
Hakkari'de ölsen, ülkenin ruhu duymaz.

 

Bodrum'da, "Barmen, bana bir viski!"
Hakkari'de, "Anne bir yudum su!".
Bodrum'da şöhret plajındaki züppelerin resmi geçidi.
Hakkari'de gariban siluetler...
Bodrum'da kalbi kasıklarında atan bir düzen.
Hakkari'de ağzı yüreğinde hayat.

 

Bodrum'da transparan ilişkiler, rimeller, ojeler, pahalı parfüm kokuları.
Hakkari'de omuz omuza yaşam, kokusu alın teri.
Bodrum'da çarpık koleksiyon!
Hakkari'de geleceğe kilitli direksiyon!
Bodrum'da damarlara enjekte edilmiş müzikli saatler ve nimetler.
Hakkari'de hayatta kalmanın şükür vakitleri.
Bodrum'da cennet hali, tanıtım filmi.
Hakkari'de cinnet hali, trajik bir arka plan.

 

Bodrum üstü açık Ferrari.
Hakkari at arabası.
Bodrum kimin eli kimin cebinde, ortak alan.
Hakkari kasten yoksul bırakılmış ülkeden arta kalan.
Bodrum gözbebeği.
Hakkari deplasman.
Bodrum'da her yol Ankara!
Hakkari'de ne yol var, ne para!

 

Bodrum öz evladıysa bu ülkenin.
Hakkari iç kanama.
İki ayrı dünyanın insanlarını kardeş sayıyoruz da...
Bodrum'u sevip saydığımız kadar, Hakkari'yi de ülkemizin şehri olarak sayıyor muyuz acaba?
June 27

2 KiŞİDEN 1 İ

Birleşmiş Milletler merkezinde açıklanan bir anket sonucuna göre, Türkiye'de işkenceyi onaylayan insanların oranı yüzde 51'e çıktı.
Birçok ülke bu insanlık ayıbına kayıtsız şartsız "Hayır" derken, Türkiye'deki anketin sonucu bir utanç aslında.

 

Masum insanların hayatlarının risk altında olduğu ülkelerde, işkencenin çıkış yolu olarak algılandığı duygusu mevcut.
Bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde, "altta kalanın canı çıkar".
Güç kimdeyse, yasalar onun emrindedir.
Çeteler topluma egemen hale getirilir, hukuk yerden yere vurulur.
İşkenceyi onurlandırmanın bütün kolları ülkemizde mevcuttur.
O yüzden masum insanların hayatlarını kurtarmak adına işkenceyi savunmanın, savunulur bir yanı yoktur.
Tapusunu almak istediği insanlara işkence yapanların itibar gördüğü bir memleketten bahsediyoruz.

 

Bizim ülkemizde "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" soysuzluğundan sonra en çok kullanılan ifade, "Sallandıracaksın kardeşim" haykırışıdır.
Silah kullanmayı erkeklik, 3 kişi bir olup 1 kişiyi öldüresiye dövmeyi delikanlılık sayan toplum, işkenceyi de çıkış yolu olarak görecektir.
Kendisine yapılmadıkça tabii...

 

2 kişiden 1'inin işkenceyi onurlandırdığı bir anketten, ülkemize kalan ayıptır, utançtır.
O yüzden ne zaman işkence konulu bir haber okusam, şair Ahmet Çuhacı'nın "Kuşla Çiçek Arası" adlı kitabından bir şiir gelir aklıma:
Adam işkence görecekti.
İşkenceciler sordular:
"Bir organını yok edeceğiz, hangisi?"
"Gözlerimi..."
"Yapılanı görmeyeyim, utanırım."

 

Bir kadın işkencedeydi.
İşkenceci, "Gözlerimi bağlayın, yoksa görevimi yapamam utanırım" dedi.
June 25

Silahlı Yaşam

Maçlardan sonra ortaya çıkan magandalar, ya gökyüzünde yıldızları vurduklarını düşünüyorlar...
Ya da ertesi sabah, gazetelerde "çocuk ölüsü" toplamaya bayılıyorlar.
Bakmayın onlara maganda dediklerine...
Düzen onları alnından öper.
Ülkedeki bütün güzelliklerin yerini onlar doldurmuştur.
Ataerkil bir toplumun gurur anıtları olarak, sadece milli maçlarda değil, bilumum gösterilerde silahlarını konuştururlar.

 

Özel şarkıcıları vardır, özel şarkıları...
Ölü ya da sakat bırakılmış çocuk resimleri biriktirmeye bayılırlar.
Çoğunun altında kocaman cipleri mevcuttur.
Çamurlu konuşurlar.
Silah çekmeden, kendi varlıklarının farkına varmaları imkansızdır.
Allah'ın yarattığı kutsal canın, onlar için bir kurşunluk değeri vardır.

 

Bir araştırma yapılsın, kırmızı ışık süvarilerinin bu adamlar oldukları görülecektir.
Trafikteki cümle zorbalıkta, onların gururlu gösterisi bulunacaktır.
Devir onların devri çünkü!

 

Onlar silahlarında korkularını taşır, çünkü yüreksizdirler.
Silahları yoksa, hiçbir şeyleri yoktur.
Onlardaki bu "zavallı tekrarlanış", yasaların onlara gösterdiği özel muamelenin bedelidir.
Yiğitleri sorgusuz sualsiz asan ülke, onlara kolayca silah verir.
Güç verir, her defasında af verir.
Onları tüketmek yerine çoğaltan sistemin, çocukların ölümünden aslan payını da alması gerekir.

 

Çünkü herkes bilmelidir ki...
Maç geceleri atılan kurşunlardan fazlası...
Onların silahlarının içinde gizlidir.
Çünkü onlar, ya yaşamak için kurşun sıkarlar.
Ya da kurşun sıkmak için yaşarlar
June 20

Ülke Gururu

Liderlerimiz inatlarının boynunu kırıp el ele verse.
Ne türban meselesi kalsa memleketin, ne rejim korkusu.
Aynı türküyü söyleseler, bizler eşlik etsek.
"Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz!"
Kendilerini hizaya soksalar.
"Aman ne güzel" desek. "Yüzlerine vurmuyorlar yanlışlarını."

 

Işıkları sönse ayrımcılığın.
Birbirinin kanını akıtmak yerine, herkesin kanı kaynasa birbirine.
En büyük gürültü vicdanlarda olsa.
Kınına sokulsa hançerler, herkesin inancına saygılı olsa toplum.
Kayıplar ve ayıplar ülkesi olmasa memleketimiz.
Herkes savaşa karşı dursa...

 

Boynundaki yağlı ipi gururla okşayan köşe yazarları itibar görse, memleketi pazarlayan her devrin yılışıkları değil.
Birinci sayfaların sağ üst köşeleri öğretmenlere ayrılsa, şehvetli kadınların pabucu dama atılsa.
Hak arayan işçilerin çığlıkları duyulsa, manken ilanları yerine.
Bir işçi öldüğünde, bütün memleket ayaklansa.

 

Dağlar kekik koksa yine.
Sevgi ve saygıya dair ne varsa, yeniden yaratsa insan yüreği.
Kula kulluk ve töreler ortadan kalksa.
Ağzımızdaki yaralara pansuman yapsak, dünya aşk olsa.
Herkes kendisini sorgulasa, mahkemelerden önce.
"Yasak koyan kendine koymuştur" diyenler birlik olsa, topyekün ayaklansa özgürlük işçileri.
Kendisini şarkıdan şarkıya vursa insanlar.

 

Kara, kapkara bir cisim hızla yaklaşırken dünyamıza.
Bu nefret yörüngesinden çıksak.
Cinnetten cennet haline dönse ülkemiz.

 

Karanlıklar, çeteler, kanunsuzluklar ve bilumum kötülükler, kabullenilmiş bir yaşam biçimi olduğundan beridir ki...
Kimsenin çağdaş ve aydınlık bir ülke istediğine de inanmıyorum artık.
Bütün değerler ayaklar altında gezinirken, sakın ola canınızı sıkmayın.
İyisi mi milli maçın sonucunu bekleyin.
Ülke gururunuz tavan yapsın!
June 16

Babadan Oğula

Sözde Babalar Günü ya, baba elini cebine sokuyor.
Cep, eli dışarı atıyor.
Bugün üniversiteye yerleştirilecek gençlerin sınavı var ya...
Çocuk umutlara uzatıyor elini...
Ama sistem milyonca çocuğu sille tokat sokağa atacak.
Babasına gün yüzü göstermeyen ülke, çocuklarına gösterir mi?

***

Sefalet babadan oğuladır bu memlekette.
O babalar gençliklerinden çaldıkları resimlerin içinde, çocuklarına yakalanır.
Aynı gururlu duruş...
Kendilerinde eksik olanlar, çocuklarında mevcuttur ya, o yüzden düzen adamı olmazlar.
Hele sözleri namussa, hele harama yan gözle bakmıyorlarsa...
Yetimin öksüzün kanını emecek kadar "kansız" değillerse hele...

***

Bugün üniversite kapısında umutların kapısını tıklatan çocukların günü.
Haziran kokulu sabahların çocuklarının...
Bugün Babalar Günü...
Sıcak ekmek tadındaki babaların.

***

Soygunculuk da babadan oğuladır.
Bu ülkeyi bozan babaları biliyoruz...
Çocuklarımızın haklarını çalan çocuklarını da...
Demokrasinin nimetlerinden "babalar gibi" yararlananlara karşılık, namuslu çocukların nasıl çaresiz olduklarını da görüyoruz.

***

Babaların Günü'nü kutlayıp çocukların sırtını sıvazlamakla, böyle bir günün anlamını yerine getirmiş olacaksak, "Babalar Günü kutlu olsun".
Ama gelecek programları silip atamayız hayatımızdan.
Soyguncu babaları omuzlarında taşıyan bir memlekette...
Kendi çocuklarından gayrısına, "tekmelenecek taş" zihniyetiyle bakan politikacılar cehenneminde...
June 11

Hayvanlar İçin

Adamın biri çıkıyor, Muğla'nın Milas ilçesine bağlı Ören beldesi sahilindeki fok balığını işaret ediyor. "Karşıma çıkarsa, zıpkınla vururum!" Hayvanları öldürmekle, dünyaya kazık çakacağını sanıyor.

***

O fok balıklarının bir zıpkınla vurulması, insanların kanıtıdır. O fok balıkları ki... Ne hınçları vardır, ne hırsları. İçinde sevgi olan bütün oyunlara gönüllü ebe olurlar. Suyun içinden çıkıp, bir güneşlik kaçamak ararlar. Bir de insan elinin üzerlerinde gezinmesine bayılırlar.

Sokak köpekleri her daim açtır. Sabahın erken saatinde, ne simitçinin tezgahına baktı, ne vitrinlerdeki yiyeceklere. Oysa insanlar birbirlerine yiyecek gibi bakıyordu.

 

O sokak köpekleri ki... Ne siyaset yaparlar, ne iktidar hırsları vardır. Kimseye ağız dolusu sövmezler. Kardeşi kardeşe kırdıran oyunlarda oynamazlar.

 

Bir kitapta okumuştum. Ateş böcekleri 15 yıl toprağın altında bekleşir. Güneşe çıktıktan sonra yaşaması için 15 gün içinde bir eş bulması zorunludur. Bu yüzden çabalar.

 

Fok balıklarını bir zıpkınlık. Köpekleri bir zehirlik... Ateş böceklerini bir fiskelik olarak görenlerin, görmesi gereken çok şey vardır.

 

Ey zalim insanlar. İnandığınız yalanlar sizlerin olsun. Sizlerin olsun bilumum nefret, zorbalık ve ayak oyunları. Yediğiniz, içtiğiniz sizlerin olsun. Ama hayvanları rahat bırakın.
June 10

Bir Anne Fotoğrafı

Anneler ki, yaşamın gururlu ve mağrur neferleri.
Onlar hep dimdik yaşar.
Onlar evlatları için yaşar.
Bazen mutfak penceresinden söyledikleri şarkıları vardır, cennete uzanır.
Onlar karıncaların ezilişine bile ağlar.
Bırakın insan ölümlerini…

 

Evladının ölüm haberi geldiğinde, bir anne için nefes almanın bile anlamı yoktur artık.
Mayın tarlasıdır zamanın her dilimi…
Kendisini tutacak eller çoğalsa da o anne çoktan yıkılmıştır!
Cennette yeniden emzirmeye başlamıştır çocuğunu.
"Ağlamam, eğilmem, düşmanı güldürmem" diyen bir şehit annesinin, insan olanın içini yakan yıkılmışlığını görünce, annelik duygusunun gücünü daha iyi görüyorum.
O yüzden diyorum ki…
Bırakın katıla katıla ağlasın anneler…
Bırakın kıyameti kopartsınlar.
Tırnak acısı değil bu…
Evlat acısı…

 

Düşmanı güldüren, annelerin ağlaması değildir.
Düşmanı güldüren, böyle anaların acısını, manken haberleriyle takas eden zibidilerin ihanetidir.
Düşmanı güldüren, kendi askerinin ölümüne gülen demokrasi sürtükleridir

June 05

Cesaret Ve Esaret

Bir gün sormazlar mı sizlere? "Niye sustunuz?" diye... Haksızlığa boyun eğerken, "Bana ne" dediğiniz için, vicdanınız sizi yoklamaz mı günün birinde? Kalbiniz günlük tutmuyor mu sanıyorsunuz? Mercimek, patates ve pirinçteki fahiş fiyat artışlarıyla, dünyanın en pahalı benzinini kullanmak arasındaki yakın ilişkiden, payınızı almadan mı geçeceksiniz? Öğretmenlerine tarihin en büyük bozgununun öğretildiği bir ülkede, sizlere bir harf öğretenlere borcunuzu mahşerde mi ödeyeceksiniz yoksa?

 

Aşkın da sevginin de canına okunan bir ülkede, günlük gazetelerin yalanlarını mı okuyorsunuz? Değerleri öldüren dizilerin, canlı finallerini mi izliyorsunuz? Çocuklarınız bir gün sormayacak mı sizlere? "Bir kere olsun aşkı savunmadınız mı?" diye. Göğüs göğüse çarpışmanız gereken gerçeklerden kaçtığınızı, nasıl açıklayacaksınız onlara? Ormanları villa yapılan bir memleketin, çocuklarınıza darağacından başka bir miras bırakacağını mı hayal ediyorsunuz? Onların üzerindeki ipoteği kim kaldıracak? Mışıl mışıl uyuduğunuz bir düzende.

 

Sesinizin martı çığlıkları kadar çıkmadığı bir düzende, anılar bir gün hesap sormayacak mı sizlere? Karanlık afişlerin önünde verdiğiniz pozları mı göstereceksiniz gururla? "Vay hemşehrim" mi diyeceksiniz, sömürge şehirlerinizde? Suskunluğun ömrü bitti de siz bitmediniz mi zannediyorsunuz?

 

Bir kedi kadar sataşmadan haksızlıklara... Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz? Yaşamadan, sadece yaşlanarak!

 

Bir "Oooff" çekseniz karşıki dağlar yıkılırdı. Çekmediniz. O yüzden çektiğiniz çileler, çocuklarınıza kalacak en anlamlı mirastır. Aç, susuz ve uykusuz gecelerde. Cesaretini yitirmiş toplumların, kaçınılmaz sonudur esaret.
June 04

Bireysel Dava

Geçen yıl bu zamanlardı... Türkücü Ekin, Diyarbakır'da konser veriyordu. Kalabalığın arasında, 7 yaşlarında küçük bir kız çocuğu dikkatini çekti. Yanına yaklaşınca, kızın gözünde bir sorun olduğunu gördü. Gözlüksüz gözünün bir camı kırıktı sanki, gülüşleri cam göbeği... Ekin'in içi cız etti... Kızın derdi imzalı fotoğraftı ama Ekin'in yapması gereken çalışmaların başlangıcıydı o bakış.

 

Kıza söz verdi, "Senin gözünü iyileştireceğim" diye... Bu türkücü genç, konserin bitiminden birkaç gün sonra çalışmalara başladı. Önce küçük kızın gözündeki rahatsızlığı giderdi. Sonra diğer çocuklar için bir şey yapması gerektiğini düşünüp Bağlar mevkindeki okullarda göz taraması için Diyarbakır'daki Veni Vidi Hastanesi'yle görüştü... Binlerce çocuğun gözlerinde Ekin'in emeklerinin izleri kaldı. Şu sıralar, çocukların gözlük ihtiyacı için çalışıyor.

 

İnsan olan yüreğini gözlerinde taşır. İnsan olan, herkesin baktığı yerde, kimsenin görmediğini de görür. İnsanlık görevi başka bir şeydir. İnsanlığın öldüğü bir memlekette, hiçbir karşılık beklemeden çocuklar için çırpınan Ekin gibilerini, başımın üstünde taşırım.

 

Bir yanı çocukların kanını emiyor bu memleketin. Öbür yanı bir şey demiyor. Yapılması gerekeni yapmayıp televizyon başında zibidilerle eğlenen toplumlar, görevlerini bireylerin insafına bıraktığı içindir ki... Göz gözü görmüyor artık!

 

Bir gözü öbür göze düşman etmenin itibar gördüğü bir ülkede...
May 30

İnsan Ve Sinek

Amerika'da meyve sinekleri üzerinde bir araştırma yapılmış.
Genç sineklerle yaşlı sineklerin arkadaşlığında, yaşlı sineklerin ömrü ikiye katlanıyor.
Amerikalı bilimcilere göre buradan çıkan sonuç:
"Uzun yaşamak için gençlerle takılın."

 

Peki ya genç sineklerin durumu?
Onlar, yaşlıların ömrünü uzatarak bilim adamlarının gözüne girdiler.
Oysa onlar da yaşıtlarını seçse, hem kendi ömürleri uzayacaktı.
Hem de meyvelerini yaşlı sineklerle paylaşmamış olacaklardı.
Sinek gibi düşündüklerinde...

 

Ama sineklerin, insanlardan daha "komün" düşündüklerini gördük.
Genç sineklerin yaşlı sineklerin yaşam perisi olması, insanlar için özel bir durumdur.
Ömür işçiliğine eşlik etmek, sineklere yakışıyor da...
İnsanların yaşa bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlıkları, en çok gençlerin rahatını kaçırıyorsa...
Genç insanlar, sineklerden daha bencil...
Yaşlı insanlar sineklerden daha pasif bir yaşamı seçiyorsa...
Sinekler, insanlar karşısında 10 galip demektir.

 

Bizim ülkemizde yaşlılarla gençler arasında "imece" mümkün değil.
Önce genetik kodlar çatışır.
Sonra yetkili beyler.
İnşaat halindeki Arap Türkiye'sinden bir açıklama gelir zaten.
"Yaşlıların gençlerle arkadaşlık etmesi günahtır."
Onların meyve sineklerine ve bilime karşı da bir duruşu olacaktır kuşkusuz.
"Kim icat ediyor böyle safsataları?"

 

Hiçbir şeyi yadırgamayın!
Kadınların çalışmasını haram sayanlardan, her şeyi bekleyin.
Eğer bu ülkede, sağlıklı ve huzurlu bir hayat istiyorsanız.
Meyve sineklerinin de oy kullanmasını bekleyin.

 

Ya da gidin, Hülya Avşar'ın Osman Yağmurdereli'yi konuk ettiği programın bandını isteyin, defalarca seyredin...
May 29

Sıranızı Bekleyin

Bir gazete haberi... "Otobüs durağında bekleyen kızı kaçırıp tecavüz eden eşkıyalar ülkesi olduk."
Başka bir ülkede olsa memleket ayağa kalkar ama toplumun muhabbeti harika.
"Helal olsun ama sigarayı nasıl yasakladılar."
"Burası Avrupa ülkesi mi kardeşim, öyle alkollü içki soruyorsun."
"Kadına çalışmak haram, koku sürmesi de edepsizlik.."

 

Haberlerde ikinci gün...
"Otobüs durağında bekleyen kızı kaçırıp ormanda tecavüz eden 2 eşkıya hâlâ yakalanmadı."
Toplum, kendisine yakışmanın pazarında.
"Biz Avrupa Birliği'ne gidiyoruz beyler. Öyle parti kapatmak devri geçti."
"Demokrasi var demokrasi..." "
Telefonlar
dinleniyormuş, dinlenecek tabii. Bunları fişlemek bile yetmez!"
"Ama saraydaki giysiler de pek yakışır hanımefendiye."

 

Gazete haberleri devam ediyor.
"Otobüs durağında bekleyen kızlar korku içinde..."
Toplumdaki aymazlık ise tavan yapıyor.
"Ne yapalım yani, o da durakta yalnız durmasaydı."
"Pazar günü ne işi varmış ki orada?"
"Garanti etek giymiştir..."
"Aman canım, ne var bu kadar büyütecek. Yarın her şey unutulur."

 

Gazetelerden bir başka haber...
"Gerdek gecesi bakire çıkmayan karısını vurdu."
Erkekçe haberler sergisinden kesitler....
Yaratılan erkek toplumu, bir şehirde namusuyla işe giden kızları kaçırıp ırzına geçiyor.
Başka bir şehirde, bakire çıkmadığı için onu öldürme hakkını kendisinde buluyor.

 

Ve böyle bir ülkede kadınların çalışması haram. Kadının 4 tanesini bir eve sığdırıp nikah yapmak helal!

 

Neyse aldırmayın, tarihin en güvensiz memleketinde sıranızı bekleyin...
O duraktaki kızın anne babası da "Benim kızıma bir şey olmaz" diye düşünmüştü.
Tıpkı sizler gibi...
May 24

Daha Kaç Kere

Adamın elinde mikrofon.
Kamera tıkır tıkır çalışıyor.
Şehit annesini bulmuşlar.
"Sizin çocuğunuz hasta" diyorlar.
Esas duruştaki annenin duyguları, felç olmanın eşiğine geliyor.
"Yalan söylüyorsunuz" diyor.

 

Muhabir ağzındaki baklayı çıkarmak için sabırsızlanıyor.
Kameraman, bir annenin en zayıf anından yararlanmak için dört dönüyor.
"Oğlunuz şehit oldu" diyorlar.
Esas duruşu ölüm bozar.
Anne yere yığılıyor, kıblesi ölüme dönüyor.
Şehvetli kamera harika bir haberin infazına çalışıyor.
İnsafsızca...

 

Zerre kadar saygıya bulaşmamış habercilik, bir annenin acısının sırtından geçinmeyi maharet sayıyor.
Ölüm doğru adreste olabilir ama habercilik yanlış adreste.
Üstelik itibar görüyor arsızca!

 

Bu televizyonların bir sahibi olmalıydı.
Patronların bir kalbi olmalıydı da böyle görüntülere, yasalardan önce onlar karşı durmalıydı.
Ama ne yazık ki böyle habercilik altın çağını yaşıyor.
"Sermaye uludur" diyenler için her yol mubah artık.
Bu memleketin sahipsizliği sebepsiz değil.

 

Kusura bakmayın ama sizler elinizdeki gücü kullanmamaktan sanıksınız.
Sizleri reyting masalarına yem edenlere karşı direnmeyi öğrenmelisiniz.
Korkmayın, Allah'tan başka kimseden korkmayın.
Bir annenin en acı gününden yararlanan haberciliğin kanallarını ve patronlarını boykot edin.
Onların gazetelerini okumayın.
Televizyonlarını izlemeyin.
Mamullerini satın almayın.

 

Daha ne kadar öldürebilirler ki sizleri?
Daha kaç kere kaldırabilirler ki cenazenizi?
May 23

GURUR TABLOSU

Hey sizler
Sağcınız, solcunuz, para için her yola yolcunuz.
Bakanınız, bakmayanınız.
Yılanınız, yılmayanınız.
Yetimin-öksüzün kanını emerken, kaldırım taşlarının altından çıkanınız!

 

Hey sizler
Bütün kutsal kurumları yerle bir edenleriniz.
Demokrasiyi babasının malı zannedenleriniz.
Kuşları ürkütüp, puştları ürkütmeyenleriniz.
Memleketin haritası değişirken, kıs kıs gülenleriniz.
Haram konaklar içinde memleketi satanlarınız.
Kahininiz, haininiz.
Adaletin yolunu keserken, satır aralarında çek kesenleriniz.


 

Hey sizler
Kalbi kasıklarında atanlarınız!
Çobanları adam saymayanlarınız, Doğulu'yu dağlı sayanlarınız.
Sanatı soyanlarınız, rüyasında paralı erkek görse soyunanlarınız.
Yarını kaybolanlarınız, mazisi kaybolmayanlarınız.

 

Hey sizler
Ateş benzin emerken, meseleyi çakanınız, çakmayanınız.
Yaktınız memleketi.
Kıçınıza kına yakınız!
May 15

Kayın Ağacı

Bir kayın ağacı, 10 kişinin bir yıllık oksijen ihtiyacını giderirmiş.
Bir politikacı, binlerce çocuğun geleceğini çalar.
Bizler kayın ağacına göstermediğimiz özeni, politikacılara gösterdiğimiz içindir ki...
Ne oksijen açığını kapatabiliriz bu ülkede.
Ne talanın önünü...

 

Borsanın yanında oksijenin lafı olmuyor kuşkusuz.
Para saymakla, nefes almak arasındaki gerçeği hissedemeyenler için, kayın ağacının da ne anlamı olur ki!
Topraklarımız gitti, arkası yarın.
Pirincimiz bitti, mercimek sıkıntısı başladı.
Tarım ülkesinden facia anonsları geliyor.
Domatesi bu yaz kaça yiyeceğinizi düşünüyorsunuz?
Mahşerinizi çağırdığınızı biliyor musunuz peki?
Vatandaşı dilenci yapılan bir ülkenin ferdi olarak!

 

Sevginin anayurdu, bereketini yitiren topraklarıyla, kendi insanını doyuramaz oldu.
Bütün ağaçlarımızı kestiler, araziler sizlere ömür, işadamlarına harika konutlar!
Geleceğin dünyasında, bir ağacın dostluğuna ne kadar ihtiyacınız olduğunu biliyor musunuz?
Size en kral torbaları gönderen belediye başkanınıza, oksijenin hesabını mı soracaksınız?
Var mı sizde o nefes?
Ya da yürek?

 

Televizyonlardaki dizilere ve yarışmalara gösterdiğimiz özenin zerresini, kayın ağacına göstersek, çok şeyi halletmiş olurduk.
Geleceğimizi, yarınlara kürek çeken dürüst politikacılara emanet etseydik, bugün bereketli topraklar üzerinde halay çekerdik.

 

Bir kayın ağacı 10 kişinin bir yıllık oksijen ihtiyacını giderirmiş!
Sahi ya, hiç kayın ağacı gördünüz mü hayatınızda?
Politikacıları her gün görüyorsunuz da onların hayrını gördünüz mü peki?

 

Bence en kısa zamanda bir kayın ağacı bulun...
Bir bardak su dökün köklerine...
10 kişi adına olmasa da kendi adınıza teşekkür edin...
Kaldıysa eğer...
May 14

Bir Kadın Var

Kara sevdasını kilim diye, ayaklarının altına sermişler, çaresiz kalmış.
Yere düşse de gül, yine güldür. Burnu yere düşmüş de, eğilip almamış.
Masallarında kalmış çocukluğunun.
Boşa kürek çekmiş acılar denizinde.
Uzak şehirlerde yanıp sönen ışıkları, yıldız sanmış.
Gülmeyi unutmuş yüzü, acılardan usanmış.

 

Bir kadın var... Düşlerine bıçak atılmış, kim bilir kaç gece.
İnatla umuda nöbet tutmuş.
Özlemleri üşümüş, gözyaşlarını kurutmuş gizli gizli.
Gerçekler geçit vermemiş, hayallerine.
Çocuklarına analık ederken, kadınlığını unutmuş.

 

Bir kadın var... Her sabah, yeni hüzünlere göç etmiş yüreği.
Kaderine direnmiş, yılmamış çalışmaktan.
Saçlarında ölümün çizgileri çoğalmış.
Bu şehir üstüne yıkılmış da, onuru ayakta kalmış...

 

Bir kadın var... Ülkedeki namuslu herhangi kadından biri.
Akşam olunca çekiyor perdeleri.
Gözleri rimel görmemiş. Karanlıklarda yaşama filiz veriyor.
Çocuklarının üzerinde geziniyor elleri.

 

Bir kadın var... Her sabah yufka gibi açıyor yüreğini kavgaya.
Cebindeki bilet parasını yoklamadan sokağa çıkamıyor.
Pazar sonlarına uzanıyor ayakları, vitrinlere göz ucuyla dahi bakamıyor.
Ense köküne ağrılar giriyor zaman zaman, nefesi daralıyor!

 

Bir kadın var... Çekecek ne çok çilesi varmış meğer, ömrünü vermiş de bitmemiş. Talih bir kez olsun gülmemiş yüzüne, kadere isyan etmemiş.
Şerefiyle namusuyla yaşıyor.

 

Bir kadın var... Yıllar onu ezip geçmiş.
O, bir karıncayı bile incitmemiş.

Alın Teri

Alın teri, dünyadaki en kutsal kokudur.
İnsan olanın ruhunda paha biçilmez.
Bazıları dünyanın en pahalı parfümünü kullanır.
Alın terinin yanında bir sikke etmez!

 

Alın teri, asansörde de otobüste de berrak bir sudur.
Alın terinden rahatsız olanlar, bir ihtimal ki, kolay yoldan zengin olma sanatçısıdır!
Mankenlere bile "Sanatçı" denilen bir düzende.
İltifatımız budur!

 

İşçilerin en eski sevgilisidir alın teri.
Hamaratlığın görkemli elbisesi her daim ter yapar.
O insanların üzerine basılmış ayak izlerine göz atmayanlar, ter kokusundan nem kapar.
Alın terine pabuç gibi dil çıkartan pahalı parfümlü beylerin, öğreneceği çok şey vardır.

 

Faili meçhul ölümler kokar bu ülke.
Yağma kokar, talan kokar.
Sefalet kokar, açlık kokar, kan kokar.
Televizyonları arsızlık, gazeteleri haksızlık kokar.
Burnu iyi koku alan beylerimiz, bu gerçekleri ne yapar?

 

İnsanları hayat terletir en çok.
İnsanlara "Kokuyor" gözüyle bakmak kadar, aşağılayıcı başka bir bakış yoktur.
İşçi olanlarımız bilir.
Namuslu insanlar aldığı parayı hak etmek için, alın teri dökmeye doyamaz.
Sade bir Türkçe'yle karnı doyan gazetecilik bugün iktidar olsa...
Müdürler ve patronlar çalışanını koklamaya kıyamaz.

Enkaz Aileler

Küçücük bir odanın penceresinden, kocaman bakar küçük bir çocuk.
İstediği bir akşam yemeği, bir okul harçlığı, ailesinde huzur.
Yoksulluk ve sefalet bir çakal gibi koklar geceyi.
Babanın hayatı, birilerinin iki dudağı arasındadır.
Anaların gözleri yağmuru taşır.
Politika dediğin zehirli mıknatıs.
Namusluya bile namussuzluk bulaşır.

 

Çocuk umutlarını sektirir sokakta, çöp bidonlarının arasında kendi cesedini görür, ürker.
Küfür rengine bürünür gözleri.
Analar kezzapla sarar yarasını.
"Bu gökyüzü bizim gökyüzümüz değil" der babalar.
Bir infaz beklentisinde, kendi sessizliğini dinlerken.
Politika, kendi yandaşlarına ziyafet çekmektedir o sıra.
Çocukların hakkını, zıkkımın kökü gibi yerken.

 

Tek göz odalı bir evde, tencerenin dibini kurcalar çocuk.
Anne hayatın derinliğini kurcalar o sıra.
Babanın başına enflasyon düşmüştür, kalkamaz.
Organlarını partisine bağışlayan sistem, ülkenin her karış toprağını da ihale fesatçılarına bağışlar, nasılsa çaylar şirketten.
Nasılsa dokunmak yasak!

 

Küçük bir odanın penceresinden, solgun bir kartpostal gibi bakar çocuk.
Mahallenin yoksul köpekleri ona bakar.
Politik ağalar başını kaldırıp da bakmaz bu sefalete.

 

Onlar enkaz altında kalan ve sadece seçim mevsimlerinde hatırlanan herhangi bir aileden biri.
Kasten yoksul bırakılan.
Seçim mevsimlerinde, "Ben sana erzak vereyim, sen bana oyunu ver" alçaklığına kurban gitmesi muhtemel ailelerden biri.
Onlara da kızamıyor insan.
Denize düşen yılana sarılmıyor mu?

Ölü Satıcısı Baba

Memleketin birinde, bir adamın kızını öldürecekler. Parayla her şeyi satın alanlar, babalık duygusunu da öldürecek.
Adam kızını bırakıp, kucağına düşen sistemin kaymağını yiyecek. Gelsin paralar! Suçlulardan alacağını alan bir babaya, en acı apolet miras kalmayacak mı yani?
"Kızının ölüsünü satan baba!"

 

Bir babanın kızını öldürecekler de "Biz anlaştık" diyecek, "Ha kıyamet kopmuş, ha sen gitmişsin" yerine...
Ölen kızının karşılığında çil çil paralar alacak, katillerden hesap sormak yerine.

 

Kızına yaşarken istediğini yediremeyen bir baba, şimdi kızının ölüsünden kazandığı parayla istediğini yiyecek.
Karısına pahalı elbiseler alacak, güzel bir araba çekecek altına, arabanın arkasına "Kızım sağolsun" yazdıracak belki.
Bunun adına "Yaşamak" diyecek.

 

Bu babalar, kızlarının cennette hohladığı camlara "Seni affetmiyorum baba" diye yazmadığını mı sanırlar?
Sahte cennette alacağı yemişleri hesaplayan babalar, bundan sonra uyku yüzü görebilir mi?
Paranın tatlı yüzüne, kızının ölüsünü satan biri olarak.

 

Memleketin birinde bu babalardan çoktur. Onlar baba olsaydı, memleket bu halde olmazdı.
Onlar baba olsaydı, kızların ölüsünü de dirisini de böyle kolay satamazlardı.

Bir Kuru Çiçek

Türkiye'de, hem topraklar hem yürekler kuruyor.
Açığa vuruluyor artık gizli düşler.
Çocuklarımız vuruluyor.
Anneler savaş istemiyor da dinleyen kim! Bu ne çok kan.
Hangi tanrılara bu kadar kurban?

 

Liderlerimiz ilkyardım çantası olmakla yükümlüyken, onlar da dilleriyle vuruyor bizleri.
Ülkemiz kuruyor.
Çocuklarımızın umudu da kuruyor.
Laiklikle türban arasında bir düelloya dönüştü hayat.
Kardeş kardeşe düşman oluyor.

 

Amerika yeni üsler kuruyor, sınırlarımızın 15 kilometre ötesinde.
Haritamız bozulmaya yüz tutmuşken, düşmanların ekmeğine yağ sürüyoruz cümlemiz.
Ne olurdu  ülkemizin geleceğini aydınlatma ve düşmanlara karşı bütünlüğümüzü gösterme olsaydı.
Ne olurdu, parti liderleri el ele tutuşsaydı.
Topraklarımız tutuşacağına.

 

Sevginin anayurdunda, nasıl oldu da matemler şenlik havasında kutlanır oldu?
Yağmurlar iklimini unuttu, uykular karabasan. Bu sevgisizlik hortumu hepimizi yutacak, farkında değiliz.

 

Bir nefret histerisinde Türkiye kanıyor.
Çöle dönüşen topraklarımız yanıyor ve her parti lideri hâlâ kendi gücünün gösterisinde!
Biz onların her yalanına inanıyoruz da, onlar bir kuru çiçek bile uzatamazlar mı birbirlerine?
Ülke aşkına, Allah aşkına.
Çocuklarımız aşkına...

Yollar Sadıktır

Her sokakta insanların birbirine selam veren sevinci.
Kapılar herkese açık.
İhanet böylesine palazlanmamış henüz, insanlık en değerli inci.
Arkadaşlık diye bir şey yazıyor kitaplarda, namuslu yürekler her satırı biliyor.
Allah'ın adaletini kemiren köstebekler, imtiyaz sahibi değil henüz.
Parayla yiyecek, içecek ve giyecek alıyorsunuz.
İnsanları asla.

 

Hayat denen kitabı okuyor herkes, ömür denen ırmağı namuslu kulaçlarla geçiyor.
Dirayetli insan topluluğuna halk deniyor.
Hiçbir çocuğa "Yerinden kalk" demiyor büyükler, otobüslerde büyüklere yer verme sergisi var küçüklerin.
Kimsenin ekmeğinde gözü yok kimsenin. Zaten herkes ikiye bölüyor ekmeğini, bir yabancı için bile.
Kardeşlik köprüleri havaya uçurulmamış daha!
Yere dökülen ekmek kırıntısını nimet sayanlar, ekmekle oynamanın ne demek olduğunu nereden bilsin.

 

Yoksul insanların gözlerindeki çukur bile umutla dolu.
Kimse arkasına bakmıyor, bırakın dostu, düşman bile vurmuyor arkadan.
Şarkıdan şarkıya geçiyor, mutfakta yemek yapan anneler.
Su kadar aziz çocuklar, sokaklara emanet.
Gazeteler ülke savunmasında bir nefer.

 

Şimdi paranın satın alamayacağı gerçekler listesinde adınız varsa, en zengin insan sizsiniz demektir.
Yolunuza devam edin.
Çünkü yollar sadıktır, ruhunuz işveli değilse.
Yollar sizi terk etmez, siz yoldan çıkmazsanız.
Hayat sizlere can çekişmeyi sunsa da, yolunuza çıkacak bütün engellerle mücadele edecek onura sahip olacaksınız.
Alnınızda "Satılık" levhası...
Altınızda pahalı ciple dolaşmak yerine
 
Photo 1 of 2
No list items have been added yet.